Sırala:
20.00 
Sepete Ekle
20.00 
Sepete Ekle
42.00 
Sepete Ekle
36.00 
Sepete Ekle
30.00 
Sepete Ekle
33.00 
Sepete Ekle
34.00 
Sepete Ekle
33.00 
Sepete Ekle
29.90 
Sepete Ekle
33.00 
Sepete Ekle
23.00 
Sepete Ekle
40.00 
Sepete Ekle

Kitap fazla ciddi, gazete fazla sorumsuz. Dergi, hür tefekkürün kalesi. Belki serseri ama taze ve sıcak bir tefekkür. Kitap, çok defa tek insanın eseri, tek düşüncenin yankısı; dergi bir zekâlar topluluğunun. Bir neslin vasiyetnamesidir dergi; vasiyetnamesi, daha doğrusu mesajı. Kapanan her dergi, kaybedilen bir savaş, hezimet veya intihar.” Yazılı edebî materyaller hakkında böyle fikir beyan etmiş sevgili Cemil Meriç. Yaşadığı dönem kadar, geleceğin edebiyat ortamı hakkında da öngörü ve uyarılarda bulunmuş. Günümüz dünyasında dergi; onlarca şair, yazarın tümevarım yöntemi ile yaşanıldığı döneme bir kıvılcım, bir ateş, bir ışık üretme çabası. Cemil Meriç’in ifade ettiği gibi kapanan her dergi, kaybedilen bir savaş, hezimet veya intihardır. Vesselam dergisi olarak yerelden ulusala ulaşma, farkında olup farkındalık yaratma, bir dergiden çok fazlası olma çabamız; ilk sayımızdaki heyecan, azim ve gayret ile devam ediyor. Bu bağlamda Vesselam dergimizin kurulumunda ve gelişme sürecinde hep yanımızda olan, desteklerini esirgemeyen şair, yazar, ressam sevgili Yalçın Yücel, dergimizin yönetim kuruluna dâhil olmuştur. Aynası iştir kişinin deyimine binaen, mütevazı kişiliği ile her daim nazarımızda saygın bir yeri olan Yalçın Yücel Hocamıza, Vesselam dergisine hoş geldin diyoruz. Tema belirlemek, yazarlarımızdan belirlenen tema ile ilgili eser kabul etmek, temalı dergi oluşturmak meşakkatli bir süreç. Tabii ki her meşakkatli sürecin ayrı bir öznelliği vardır. Tema, Vesselam dergisinin öznelliği ve özelliği olmuştur. On beşinci sayımızın temasını “kitap” olarak belirledik. Kitap fuarları şair, yazar ve okurların bayramıdır. 22 Ekim 2021’de başlayacak Kahramanmaraş Kitap Fuarı’nda Vesselam dergisi standında “kitap” temalı dergimiz ve şair, yazarlarımıza ait kitaplarımız ile sizleri bekliyor olacağız. Hoş geldiniz. Buyurunuz…

20.00 

Kış mevsiminin olanca şiddeti ile kendini gösterdiği şu günlerde, yine yepyeni bir sayı ile okurlarımızla buluşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Dergicilik zor, dergicilik meşakkatli. Dergicilik bireysel değil çoğul birlikteliğin sesi. Çok nefesten çıkan aynı ses olabilme çabası. Dergicilik hiçbir maddi beklenti olmaksızın, bilahare çoğu kez maddi giderlerinin yazarlar tarafından karşılandığı bir gönül işi. Belki o yüzden bu kadar katıksız, bu kadar temiz ve içten. Hayata başka bir açıdan bakma yetisine sahip şair ve yazarlarımızın eserlerinin yer aldığı elinizde bulunan on altıncı sayımızın temasını kadın / kadınlarımız olarak belirledik. Kadınlarımıza karşı, her türlü hukuksal yaptırım ve cezai müeyyideye rağmen devam eden fiziki ve psikolojik şiddete karşı bir duruş sergilemek gayesi ile bu sayımızda kadın / kadınlarımız dedik. Farkındalık oluşturmak için farkında olmak gerektiği bilincindeyiz. Yeniden hoş geldiniz. Buyurunuz…

20.00 

Vietnam Savaşı sırasında, ABD’nin işgaline karşı direnen halk çok ilgimi çekerdi. Vietnam halkının yaşadıklarına çok üzülür ve ABD’ye karşı verdikleri mücadeledeki başarılarından mutlu olurdum. Vietnam seyahatimde Ho Chi Minh (eski adı Saigon) şehrindeki Savaş Müzesi’ndeki fotoğraflara bakarken içim çok acımıştı, orada o dönemi adeta yaşamış gibi olmuştum. Seyahatim boyunca Vietnam halkının sıcak yaklaşımları, yüzlerinden eksilmeyen gülümsemeleriyle karşılaştım. Vietnam Gezi Rehberi kitabında Halong Körfezi, Hanoi, Hue, Da Nang, Hoi An, Ho Chi Minh (Saigon), şehirlerini ayrıntılarıyla bulabilirsiniz. Kitapta tarihi ve kültürel bilgilere, konaklama seçeneklerine de yer verdim. Vietnamlı Gezgin Nhung CHU, gezim sırasında görmediğim önemli yerleri, ülkesinin sosyal yaşamını ve yemeklerini sizler için kaleme aldı. Vietnam Gezi Rehberi’nin bu ülkeyi merak edenlere ve bu ülkeye seyahat edeceklere yararlı olmasını ümit ediyorum.

42.00 

“Bir, iki, üç! Koşun!” dedi Mustafa. Herkes var gücüyle koşuyordu. Dedikleri yere geldiklerinde soluk soluğa kalmışlardı. Beş dakika kadar soluklandılar. Sonra Mustafa yeniden: “Bir, iki, üç; hep beraber ‘Gâvur gelmiş, gâvur gelmiş, gâvur gelmiş!” diye tempo tutarak ilerlemeye başladılar.

 

36.00 

Gazeteci Savaş Ay, Fındıkzade’deki evinde bana çekmiş olduğu duvarında asılı fotoğrafı “Bak! Bu benim çektiğim fotoğraf; İmam Ayetullah Humeyni gülümsüyor, tek gülümsediği resim bu resimdir!!!” diyerek gururla göstermişti… “Sovyet Rejimini tasvir edebilir misin? Abidin Dino!” sorusunun cevabı için vesikalık bir Brejnev fotoğrafı yeter!!! Türkiye Cumhuriyeti de on yılda bir Sovyet rejimi için formatlanmıştır; aynen Oktobr Devriminin arkasında Yankilerin olması gibi. Suratlar nasıl soğukta yüz felci geçirir de gülümseyemezse o yüzden komünizm kış mevsimi gelebilir, denilir!!! 12 Eylül de 28 Şubat da selefleri 12 Mart ve 27 Mayıs gibi asık suratlıydı vesikalık Brejnev misali!!! 12 Eylül rejiminin ilk fiyakasını bozan spiker Erkan Tan, 28 Şubat rejimininse spiker Banu Güven’dir. Erkan Tan Trt’de sabahleyin Banu Güven ise Ntv’de geceye doğru Sovyet rejimini bıçaklanmış karpuz gibi çatırdatmışlardır!!! Nasıl mı? Gülümseyerek!!! Erkan TAN yanındaki bayan spikeri reklam arası esprileriyle güldürüp rejimin olanca ciddiyetini bozmuştur!!! Tarihe not düşülmesi gerekir… Bir varmış, bir yokmuş! 1970-80 arası yıllarda ilgiyle kaçırmadan izlediğim Jack adlı Fransız yapımı bir dizi yayınlanırdı Trt televizyonunda. Ve İstanbul’a ilk seyahatimde Eminönü vapur iskelesinde balık-ekmek yerken tanıdım ve bağırdım Jack diye!!! Balık-ekmeğini ikram için bana uzattı; kabul etmedim. Orada bulunan orta boylu bir gazeteci hemen elindeki fotoğraf makinesinin deklanşörüne ardı ardına basmaya başladı; Jack tepki gösterdi. Ertesi gün Jack basında haberdi; sessiz sedasız geldi, Eminönü deniz kıyısında balık-ekmek yedi! şeklinde. Aradan fazla zaman geçmemişti ki aynı basından şu haberi aldık; Jack öldü!…

30.00 

Hürriyet Gazetesi’nin Mucize başlıklı 1995 yılındaki haberini hatırlar mısınız? Ben hayatımda şu ana kadar 25 kez muhtelif suikaste maruz kaldım rejim tarafından. Askerliğim esnasında yine Sebahattin Ali gibi Trakya’da arkamda beni takip eden bir suikast timinden sıyrılarak önce Gelibolu, sonra Eceabat, sonra da Kilitbahir’e gelerek akşam karanlığında bir tekne dolusu yolcuyla Çanakkale’ye geçmek üzere açıldık. Fırtına ve saatteki hızı 250 km olan deniz akıntısı nedeniyle 35 metre dalgalarla 40 mil sürüklenmişiz. Kaptan koordinatları da rotayı da kaybetti; sadece ölüm dalgaları ile havadan yere patlatılan teknedeki yolcuları son dualarını etmeye çağırdı, ‘tekne batacak, ölüyoruz!’ dedi. Ben de dışarı çıkıp dua ettim, bir Zat geldi ve şu talimatı Kaptan’a ilet dedi; ‘dümeni pusulanın tam doğu yönüne kilitleyip motorun devrini hiç düşürmeden tam yarım saat devam ettikten sonra Çanakkale’nin gece ışıklarını sağ tarafta görecek!!!’ Kaptan ilettiğim mesajın gereğini yaptı ve tüm tekne yolcularıyla böyle kurtuldu. Hürriyet bu olayı ben tabip teğmen olarak Uzunköprü’den Balıkesir’e gelmekte olduğum için askerin yeni bir Çanakkale Mucizesi olarak haberleştirmişti.

33.00 

Bir olayı ya da durumu yaşamak değil, ele alınan olaya doğru yönden bakıp uygun bir üslupla aktarmak önemlidir. Çok ilginç bir vaka, soğuk ve kuru bir dille ele alınırsa etkisiz kalabilir. Hayatın içinden bir yaşanmışlık, sıcacık ve samimi bir edebi üslupla aktarılırsa oldukça sarsıcı mahiyet kazanabilir. Yazar Zekeriya Çakabey’in hikâyelerinde bu özellik ön plana çıkıyor. Neyi, nasıl anlatması gerektiğinin farkına varmış bir kalem erbabıyla karşı karşıyayız. Yerel ögelerin dozunda kullanımıyla evrensel hakikatleri imleyen bu kitapta Patolojideki Işık, Şüphe, Ücreti Neyse Verelim Doktor, Sevgi Süzmesi, O Yıllar, Küçük Dokunuşlar, Holta Finiş, Niye Çıkmaz Bu Meret, Hocadaki Dilemma, Renkli Elbiseler İçinde Düğüne Gelir Gibi isimlerinde sıcacık on hikâye yer alıyor. Yazar Zekeriya Çakabey’in derdi, ele aldığı konuları yüzeysel bir biçimde anlatmak değil. Aktardığı olayların arka planındaki duygu yoğunluklarını ve ruhsal gelgitleri vurgulamak istiyor. Bu hedefini de layığıyla başarıyor.

34.00 

Basında çalışan davetlilerin yarısından çoğu da dışarı fırlayarak polis otomobilinin peşine düştüler. Bu yılın bombasıydı onlar için. Bu yıllardır yakaladıkları en enteresan haberdi ve ellerinin altındaydı üstelik. Öğrenmek için uğraşılmadan olduğu haliyle bomba bir haber. Nihayet Linda Hanım bir adım geriye çekildiği yerden kürsüye tekrar geldi ve onlarca insanın o meraklı bakışlarıyla o şahane gülümsemesiyle tekrar söze başladı: ”İnsanlar tercihleriyle yaşarlar ve kaderlerine yön verirler. Biz onu sahneye davet etmiştik ama o sanırım farklı bir yere gitmeyi tercih etti. Bize ancak saygı duymak düşer değil mi değerli davetli dostlarım. Bizde teklif var, ısrar yok. Bu güne kadar şirket ailemizde bize bu yıl katılan yüz elemanımızla birlikte oluşturduğumuz rotada bizi tercih edenlerle çalışmayı sürdürüyoruz. Yolu bu tarafa düşen herkesi de aramıza bekliyoruz. Başımız gözümüz üzerine Yaşasın emeklerimiz ve yaşasın sloganımız. YAŞAMDA YER AÇ KENDİNE.

33.00 

Özel Arabul, yaşamı boyunca çocukların dünyasını masallarla renklendirme başarısını göstermiş değerli bir kalemdi. Elinizde tuttuğunuz bu kitap, yıllar boyunca etkisini sürdürmüş birbirinden güzel masalları bir araya getiriyor. Hem eğitici hem de öğretici ögelerle bezeli masallarımızı, çocuklar elinden bırakamayıp istekle okuyacak.

29.90 

Yıl 1976, Mevsim yetim bahar. Aylardan Kasım, 10 Kasım. İçimde biraz sevinç, biraz hüzün var. Bulutlarla kaplı gökyüzü, Hava, sisli serin. Köyde bir sessizlik, Derin mi derin… Okul yolu tozlu taşlı, Yokuş yukarı, Bahçe kapısı ağaçtan, Dokununca gıcırdadı kayıştan. Bir gencecik öğretmen, Adımları yavaştan, endişeli. Dokunsalar ağlayacak, Bakışlarından belli. Derslik küçük, Bir eski masa, tahta, eski sıralar, Çekingen yüzler, Kiminde kaçamak gülüşler. Böyle başladı bir köy türküsü, Bir öğretmenlik öyküsü. İlk gün, ilk ders, İlk heyecan.

33.00 

“Bazen farkında bile değilizdir yüreğimizdeki gurbetin, Ne kadar yabancılaştığımıza o aynadaki ‘ben’in… Şöyle uzaktan kendimize bakmadıkça farkına varmayız değiştiğimizin, Delice kınadığımız şeylere dönüştüğümüzün…”

23.00 

Anadolu bir efsane ülkesidir. Nereye giderseniz gidin sizlere orayla ilgili efsaneler anlatılır. Efsaneler yüzlerce yıldır yaşayan dönemin var olan ya da olmayan ama olağanüstü yönleriyle dilden dile gelen hikâyeleridir. Gazeteci-Yazar İlhan Kılıç, Elazığ’da yüzlerce yıl önceden günümüze dek ulaşan olağanüstü olayları, tarihi kaynaklar ışığında, efsanedeki boşluklardan yararlanarak özgün kalemiyle bizlere yeniden anlatıyor.

Bilinçli birey sorumluluğuyla kaleme alınan ve üzerinde yaşadığımız toprakların binlerce yıllık öyküsünü gençlere tanıtmak amacıyla hazırlanan bu kitap efsanelerin öyküye dönüştürülmesi anlamında Elazığ bölgesi için bir ilki oluşturuyor. Murat nehrinin en derin yerine neden “Ali Gelmez” denildiğini anlatan hikâyeyle başlayan kitapta, Arap Baba’nın başının kesilişinden Cin Düğünü’ne, Çayda Çıra’dan Deli Mustafa ve Beyzade Hoca’ya, Papazın Kızı’ndan Gelin Kayası’na, Harput(Süt) Kalesi’nden Hızır Aleyhisselam ve Fakir Adam’a, Peri Kızı’ndan Gül Bahçesinde Dört Yüz Yıl’a, Genç Osman’dan Şakir ile Zakir’e kadar tarihe kazınmış on üç hikaye yer alıyor.

40.00