Sırala:
21.00 
Sepete Ekle
21.00 
Sepete Ekle
21.00 
Sepete Ekle
16.00 
Sepete Ekle
20.00 
Devamını oku

Altın Yumurta Avcıları, hayal gibi görünen fakat gerçekleri anlatan bir hikâyedir. Üç kardeşin yani Akkız, Karaoğlan ve Sarıkız’ın birbirinden ilginç maceralarını okuyacağınız bu eser, sizi de sıradışı bir serüvene davet ediyor. Kahramanlarımızla birlikte uzun bir yolculuğa çıkacaksınız. Yaşlı Bilge’nin ormanın içindeki evine gidecek, Üçüncü Göz’den haritayı alacak, büyük bir gemiyle denizlere açılacaksınız. Dev kartalların üstünde gizemli bir adaya ulaşıp Bilge Kaplumbağa ve Kraliçe Arı’nın yardımıyla adanın koruyucusu Gong’ u yeneceksiniz. Aho’nun hapşırıklarına şahit olacaksınız. Kırmızı Boynuzlu Geyik’in garip hikâyesini dokuyacaksınız. Sizleri koruma kalkanımıza davet ediyoruz. Maceraya hazır olun!

21.00 

Eski ve yıllardır kullanılmayan yel değirmeninin kanatları döner mi? Üstelik rüzgâr yokken… Dönmez ama Emir ile arkadaşları ara ara döndüğünü gördüler. Oyun parkında konu değirmenlerdi. İçlerinden biri, “Değirmende hayalet olabilir!” deyince iyiden iyiye heyecanlandılar. Oyundan sonra yaptıkları küçük bir toplantının ardından değirmene gitmeye karar verdiler. Ailelerinden izinsiz olarak çıktıkları bu yolculukta Emir’in akıllı köpeği Pamuk en önde yürüyordu. Çocuklar değirmene ulaştılar ama…

21.00 

“Evet, kule konuşuyor sevgili ateş böcekleri beklenen kırmızı leylek havaalanımıza giriş yapmıştır.” Tekrar müzik yükseldi ve daire şeklini almış yanıp yanıp sönen ateş böceklerinin tam ortasına kırmızı bir leylek iniş yaptı. Karanlık bahçemizin böyle harika bir görsellikle renklenmesi bu görüntülere eşlik eden şahane müzik ve Kimya Hocamız Şefik Bey’in yankılanan sesi hepsi rüya gibiydi. Arada rüyamı görüyorum diye anneme ve babama bakıyordum. Onlarda sanki aynı rüyayı görüyormuşuz gibi kocaman açılmış gözleriyle şaşkın şaşkın ve mutlu bakıyorlardı. Bu arada kırmızı leyleğin gagasında bir çıkın vardı. İçinde ışıklar saçılan bir çıkın. Onu ortaya bıraktı ve sonrasında oynaşan ışıklar hızlanan müzik eşliğinde çıkını açtılar. İçinden küçük hediye paketleri çıktı. Işıklar onları bir şekilde taşıyarak hep beraber bize doğru geldiler. Yaklaştıkça büyüyen yeşilimsi yanıp yanıp sönen ışıklar, kırmızı leylek ve çıkınından çıkan küçük paketler daha bir belli oldular ve harikaydılar.

21.00 

Çok uzun zamanlar önce, çok uzak bir diyarda şirin mi şirin bir ülke vardı. Bir tarafı masmavi deniz, diğer tarafı zümrüt gibi yemyeşil ormanlarla çevrili bu ülkede cüceler ve insanlar huzur ve barış içerisinde yaşardı. Bu ülkenin “Utku” adında yakışıklı mı yakışıklı, cesur mu cesur, atılgan mı atılgan, güçlü mü güçlü bir prensi vardı. Utku bir gün şehre doğru yaklaşırken şehrin etrafını çevreleyen surların bir kısmının yıkılmış olduğunu gördü. Nereye koştuğunu bilmeden bir o tarafa bir bu tarafa koşturan cücenin birin durdurdu ve “Neler oldu burada?” diye sordu. “Sormayın Prensim, Devler devler!” diyebildi ve yanından hızla uzaklaştı. Ne olduğunu etraflıca anlamak için atını saraya doğru sürdü. Sarayın bahçesinde bir kalabalık toplanmış ağlaşıyordu. Hepsi ayrı bir ağızdan bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Bu uğultudan hiçbir şey anlamayan Prens; “Susun! Şimdi bana biri olanı biteni anlatsın.” dedi. Yaşlı seyisin anlattığına göre Devler Ülkesinin padişahı Şalamur ve askerleri öğleden sonra şehrin surlarını aşmış, şehir halkının dükkân ve evlerine girip yiyecek, içecek ne varsa toplamışlardı. Ardından saraya yönelen Şalamur ve askerleri Prens Utku’nun yokluğunu fırsat bilip Prensin kardeşi Batuhan’ı esir almışlardı. Duyduklarına çok öfkelenen Prens Utku hemen harekete geçmeliydi. Zırhını giyindi, kılıcını kuşanıp hazırlıklarını tamamladı. Atı Yıldırım’a binerek kardeşini kurtarmak üzere Devler Ülkesine doğru yola koyuldu.

16.00 

Yumurtadan yeni çıkmış yavru bir iribaş neden şaşkın olabilir? Birlikte öğrenmeye ne dersiniz?

20.00